Bir Kelimenin Peşine Düşmek
Sitemizden Önerilen: Kara harp eşit ağırlık mı ?
Kayseri’de kış erken çöker. Akşam olur olmaz hava keskinleşir, sokak lambaları sarı bir yorgunlukla yanar ve insanın içine garip bir sessizlik çöker. 25 yaşındayım. Günlük tutuyorum. Uzun zamandır kimseye anlatamadığım şeyleri sayfalara döküyorum çünkü bazı cümleler insanın içinde büyür, konuşuldukça küçülmez.
Son günlerde zihnime takılan tek bir kelime var: “lavuk”.
İlk duyduğumda güldüm. Sonra düşündüm. Sonra bir daha düşündüm. En sonunda rahatsız oldum. Çünkü bu kelime bir hakaret mi, yoksa sadece sokak dili mi, yoksa arada kaybolmuş bir alışkanlık mı, bunu çözemiyordum.
Asıl soru zihnimde büyüdü: Lavuk küfür sayılır mı?
Bunu düşünmek bile tuhaf. Ama bazı sorular insanın peşini bırakmıyor. Benimkisi de öyleydi.
Kayseri’nin Soğuk Akşamları ve Sokak Dili
Bir akşam Talas tarafında yürürken iki arkadaşın tartışmasına kulak misafiri oldum. Aslında dinlemek istemedim ama sesleri o kadar yüksekti ki istemeden yakalandım.
“Ne konuşuyorsun sen lavuk musun nesin?”
Cümle havada asılı kaldı.
Karşısındaki çocuk bir an durdu. Yüzü değişti. Sanki sadece bir kelime değil de karakterine yapılmış bir saldırı gibi algıladı.
O an fark ettim: kelimeler sadece ses değil, yük taşıyor.
Yürümeye devam ettim ama içimde bir şey yerinden oynamıştı. O “lavuk” kelimesi, sıradan bir sokak çıkışı gibi değil, bir sınır ihlali gibi yankılandı.
O gece eve döndüğümde defterimi açtım. Yazmaya başladım ama kalemim ağırlaştı. Çünkü bir kelimenin ne kadar “küfür” sayılacağını ben belirlemiyordum. Toplum belirliyordu. Sokak belirliyordu. Duygu belirliyordu.
Ve ben sadece arada kalmıştım.
Sokakta Duyulan Bir Kelimenin Ağırlığı
Kayseri’de büyürken kelimelerin sertliği bana hiç yabancı gelmedi. Mahallede konuşulan dil çoğu zaman doğrudan, bazen kırıcıydı. Ama “lavuk” farklıydı.
Bazıları için sadece “boş konuşan erkek” anlamına geliyordu. Bazıları için küçümseme. Bazıları içinse açık bir hakaret.
Benim içinse ilk başta anlamsızdı. Sonra yavaş yavaş anlam kazandı. Ama bu anlam netleşmedi, aksine bulanıklaştı.
Bir gün arkadaş grubumla çay içerken konu yine oraya geldi.
“Şu lavuk var ya…” dedi biri, bir başkasını kastederek.
Masada kısa bir sessizlik oldu. Kimse itiraz etmedi ama kimse de onaylamadı. Sadece geçiştirilen bir an gibi durdu.
İçimden “Bu kelime ne zaman bu kadar normalleşti?” diye düşündüm.
Ama bunu yüksek sesle söylemedim. Çünkü bazı sorular ortamın ritmini bozar.
Evde Sessiz Bir Akşam ve Kelimelerin Çarpışması
O akşam evde annem mutfakta yemek yapıyordu. Babam televizyonun sesini biraz fazla açmıştı. Ben odadaydım. Defterim açıktı ama yazmıyordum.
Bir anda babamın sesi salondan geldi:
“Şu lavuk yine ne konuşmuş?”
Donup kaldım.
Bu kelime evin içine kadar girmişti. Sokaktan taşmış, duvarlardan geçmiş, artık evin içinde bile sıradanlaşmıştı.
Yavaşça salona gittim.
“Baba,” dedim, “lavuk dediğin şey senin için ne?”
Bana baktı, bir an durdu.
“Ne olacak oğlum, boş konuşan adama deriz.”
Bu kadar basitti onun için.
Ama benim için değildi.
Çünkü aynı kelime bir başkasının kalbinde küçültücü bir şey olabiliyordu. Bunu anlatmaya çalıştım ama cümlelerim eksik kaldı.
Annem mutfaktan seslendi:
“Yemeğe gelin, dil uzatmayı bırakın.”
O an fark ettim ki bazı kelimeler tartışma bile yaratmıyor. Sadece yaşanıyor.
Bir Kelimenin İçimde Bıraktığı Çatlak
O gece yatağa yattığımda uyuyamadım. Tavanı izledim uzun süre. İçimde garip bir huzursuzluk vardı.
“Lavuk küfür sayılır mı?” sorusu artık basit bir dil meselesi olmaktan çıkmıştı.
Bu, insanların birbirini nasıl gördüğüyle ilgili bir şeye dönüşmüştü.
Defterimi açtım. Yazmaya başladım:
“Bir kelimeyi küfür yapan şey, sözlük değil. Onu söyleyenin niyeti. Duyanın yarası. Ve toplumun sessiz onayı.”
Yazdıkça içim biraz hafifledi ama tamamen geçmedi.
Çünkü kelimeler bazen sadece anlam taşımaz, geçmiş taşır.
Arkadaşlar Arasında Sınanmak
Bir hafta sonra yine aynı arkadaş grubundaydım. Bu kez daha farklı bir sahne yaşandı.
Birimiz şaka yaptı, diğerimiz güldü. Sonra biri bana döndü:
“Sen biraz lavuk gibisin aslında, çok düşünüyorsun.”
Gülümsedim ama içim buruştu.
Şaka mıydı? Hakaret mi? Tanım mı? Etiket mi?
Bilmiyordum.
Ama bildiğim tek şey vardı: o kelime artık nötr değildi.
İçimden karşılık vermek geldi ama sustum. Çünkü o an açıklama yaparsam, ortamın dengesi değişecekti.
Bazen susmak, anlamaktan daha kolaydır.
Ama eve döndüğümde o sessizlik daha ağır geldi.
Kelimelerin İnsanları Nasıl Şekillendirdiği
O gün anladım ki “lavuk” gibi kelimeler sadece dilin parçası değil. İnsanların birbirini nasıl sınıflandırdığının küçük birer işareti.
Birine söylenince küçültüyor, bir başkasına normal geliyor, bir başkasında ise iz bırakıyor.
Benim içimde bıraktığı şey ise netlik değil, soru oldu.
Lavuk küfür sayılır mı?
Belki evet. Belki hayır. Ama asıl mesele bu değilmiş gibi hissediyordum artık.
Asıl mesele, bir kelimenin bir insanı ne kadar etkileyebileceğiydi.
Defter Sayfalarında Kendimle Yüzleşme
Günlük tutmaya devam ettim.
Her sayfada aynı konuya geri döndüm. Bazen sinirlendim, bazen güldüm, bazen de tamamen boşlukta hissettim.
Bir sayfada şunu yazmışım:
“İnsanlar kelimeleri hafife alıyor ama kelimeler insanları hafife almıyor.”
Bu cümleyi yazarken elim titrememişti ama içim titremişti.
Çünkü bu sadece bir gözlem değil, bir fark edişti.
Kelimeler sadece iletişim değil, iz bırakma biçimiydi.
İçimde Büyüyen Sessiz Soru
Zaman geçtikçe “lavuk” kelimesi artık sadece bir kelime olmaktan çıktı. Benim için bir sınav oldu.
İnsanların dilini, öfkesini, şakasını, kırgınlığını nasıl taşıdığını anlamaya çalıştım.
Ve fark ettim ki bazı insanlar kelimeleri savuruyor, bazıları taşıyor.
Ben taşıyan tarafta kalmıştım.
Bu yüzden daha çok düşündüm, daha çok sustum, daha çok yazdım.
Ve her defasında aynı soru geri geldi:
Lavuk küfür sayılır mı?
Belki cevap hiçbir zaman net olmayacak. Ama bu belirsizlik bile insana bir şey öğretiyor: kelimelerin gücünü.
Son Düşünce
Bir kelimenin anlamı bazen sözlükte değil, insanların birbirine bakışında gizli olur. Kayseri’nin soğuk akşamlarında, sokaklarda duyulan sert cümlelerin arasında, evdeki sessiz sofralarda ya da arkadaş grubundaki şakalarda…
“Lavuk” kelimesi de orada bir yerde duruyor.
Kimin söylediğine göre değişiyor, kimin duyduğuna göre şekilleniyor, kimin içinden geçtiğine göre ağırlık kazanıyor.
Ve ben hâlâ her gün biraz daha düşünüyorum.
Çünkü bazı sorular cevaplanmaz, sadece yaşanır.